İçeriğe geç
DOLAR49,65
EURO55,60
STERLIN66,53

CUMHURİYET: BİR MİRAS, BİR SORUMLULUK, BİR GELECEK

Cumhuriyet’in 103. yılını kutlarken yalnızca nereden geldiğimizi değil, bugün nerede durduğumuzu ve yarın nasıl bir Türkiye istediğimizi de düşünmeliyiz.

ŞENEL GÜNGÖR
ŞENEL GÜNGÖR 13
CUMHURİYET: BİR MİRAS, BİR SORUMLULUK, BİR GELECEK

Bir asır önce savaşlardan çıkmış, yoksullukla boğuşan, okuma yazma oranının son derece düşük olduğu bir ülkede Cumhuriyet kuruldu. 1927’de yapılan ilk nüfus sayımında Türkiye’nin nüfusu 14 milyona yakındı. Okuma yazma bilenlerin oranı yaklaşık yüzde 11, kadınlarda ise yüzde 5’in bile altındaydı.

 

İşte böyle bir ülkeden, bugün 86 milyonu aşan nüfusu, üniversiteleri, sanayisi ve yetişmiş insan gücüyle büyük bir potansiyel taşıyan Türkiye’ye geldik.

 

Bu dönüşümün merkezinde, bağımsızlık mücadelesine önderlik eden ve ardından toplumsal bir değişimi başlatan Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Cumhuriyet, onun önderliğinde yalnızca yeni bir devletin kuruluşu değil; aklın, bilimin, eğitimin ve çağdaşlaşmanın rehberliğinde yeni bir toplum kurma iddiasıydı.

 

Atatürk’ün düşünceleri Türkiye sınırlarının ötesinde de yankı buldu. UNESCO’nun 1981 yılını Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı dolayısıyla anma yılı olarak kabul etmesi, onun uluslararası anlayış, iş birliği ve barış açısından taşıdığı önemin göstergelerinden biriydi.

 

Peki, bugün bu büyük mirasın neresindeyiz?

 

Türkiye önemli bir ekonomik büyüklüğe ve üretim kapasitesine sahip. Ancak bir ülkenin gücü yalnızca millî gelir rakamlarıyla ölçülemez. Ne ürettiği, ne kadar teknoloji geliştirdiği, emeğe nasıl değer verdiği ve yarattığı refahı nasıl paylaştığı da önemlidir.

 

Ekonomi büyürken vatandaşın alım gücü geriliyorsa, gençler geleceğinden kaygı duyuyorsa, emekli geçim mücadelesi veriyorsa ve gelir toplumun küçük bir kesiminde yoğunlaşıyorsa, yalnızca büyüme rakamlarına bakarak başarıdan söz edemeyiz.

 

Asıl mesele, ülkenin ne kadar zenginleştiği kadar, bu zenginliğin toplumun hayatına ne ölçüde yansıdığıdır.

 

Hayalimizdeki Türkiye; çocukların eşit eğitim fırsatlarına sahip olduğu, gençlerin geleceğini kendi ülkesinde kurabildiği, kadınların eşit haklarla hayatın her alanında yer aldığı, üretenin emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye olmalı.

 

Hukukun üstünlüğünün korunduğu, adaletin herkese eşit işlediği, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu; bilimin, teknolojinin ve üretimin desteklendiği bir ülke…

 

Bunlar ulaşılmaz hayaller değil. Bunun için liyakate, güçlü kurumlara, uzun vadeli planlamaya, adil bir ekonomik düzene ve demokrasiye ihtiyacımız var.

 

Cumhuriyet, bize bırakılmış büyük bir mirastır. Ama aynı zamanda her kuşağın yeniden üstlenmesi gereken bir sorumluluktur. Onu yaşatmak, yalnızca geçmişle gurur duymak değil; o mirası özgürlükle, adaletle, eşitlikle ve çağdaşlıkla geleceğe taşımaktır.

 

Bu büyük eseri bizlere armağan eden Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Millî Mücadele’nin adsız kahramanlarını ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği geçen herkesi minnet, saygı ve şükranla anıyorum. Onların cesareti ve fedakârlığı sayesinde bugün özgür bir ülkenin yurttaşlarıyız.

 

Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Çocuklarımıza yalnızca geçmişiyle gurur duydukları bir ülke mi bırakacağız, yoksa yarınlarıyla da gurur duyabilecekleri bir Türkiye mi kuracağız?

 

Cumhuriyet’i kuranlara minnetle, onu yaşatacak kuşaklara umutla…

 

Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın demokrasi!

 

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Yorumlar

0 yorum