İNSANIN İNSANCA HAKKI
Bugün sosyolojik olarak ele alacağım bir konunun tam da gününde şahit olduğum bir durum hakkında konuşmak istiyorum.

Bizler, bedensel ve ruhsal sağlığımızın dengeli olması için yer, içer; yaşam piramidimizi içimizde oluştururuz. İçimizdeki mekanizma programı aksadığı anda hayat kalitemiz düşer ve hastanelerde doktorların ellerine, bilgisine ve ilmine güvenip kendimizi emanet ederiz.
Bir insan düşünün; hiç doktora gitmemiş, ortamın psikolojik durumunu ruhunda deneyimlememiş, korkusu, tedirgin oluşu, neyle karşılaşacağını bilemeyişi o kişiyi farklı hâllere koyabilir.
Öncelikle, her şeyden önce şifa içeride başlar, zihninde gelişir. İnsan inanırsa doktoruna, o zaman kendini güvende hissederse iyileşme hızlanır.
Günümüzde özellikle bazı şehir, devlet veya üniversite hastanelerinde, profesör kimliği olmasına rağmen hasta ile üslup, ilişki ve ifade yetersizliği görülmektedir.
Gelişen hastalıkların artmasıyla hastaların çoğalması doktorları da elbette yoruyor olabilir. Lakin karşılıklı empati ile denge kurulması gerekirken bazı doktorlar maalesef test, tahlil vb. odaklanıp gerekli bilgiyi hızlı ve yüzeysel vererek hastanın mevcut psikolojisini de bozmaktadır.
Elbette psikolog olsun demiyorum fakat insanî muamelenin her şeyin başı ve temel kuralı olduğunu düşünüyorum.
Saygı ve karşılıklı anlayış, ifadede esneklik hem hasta hem doktorun tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır.
Son olarak, toplumsal çürüme olarak baktığımda insanî iletişimin iyileşmenin ilk koşulu olduğunu, güven ve empati ile sağlıklı sürecin hızlanmasını görmek isterken maalesef gelişen teknoloji ile geriye giden, materyalist olan insanlara dönüşüyoruz...
İşini layıkıyla yapan, akitlerinin ardında insanca hizmetini sürdüren, kutsal görevlerini ve emanetlerini hakkıyla taşıyan o güzel doktorlarla selam olsun.