Sabah alarm çalıyor.
Güne başlamadan önce herkesin yaptığı ilk şey aynı artık: telefona bakmak.
Bir mesaj mı gelmiş diye değil…
Yeni bir zam haberi var mı diye.
Çünkü artık bu ülkede insanlar güne umutla değil, hesap yaparak başlıyor.
Market listesi yapılmıyor artık, eleme listesi yapılıyor.
Sepete ne koyacağımızı değil, neyi alamayacağımızı düşünüyoruz.
Bir zamanlar küçük mutluluk sayılan şeyler şimdi lüks kategorisine girdi.
Bir kahve içmek, bir akşam dışarı çıkmak, çocuğa sürpriz yapmak…
Bunlar eskiden hayatın normal akışıydı.
Şimdi plan, bütçe ve bazen de cesaret istiyor.
Ve sokakta yürürken herkesin yüzünde aynı ifade var:
Yorgunluk.
Ama bu fiziksel bir yorgunluk değil.
Bu, sürekli ayakta kalmaya çalışan insanların ruh yorgunluğu.
Para yok…
Mutluluk yok…
Sevgi yok…
Hiç mi yok?
İnsan bu soruyu artık yüksek sesle değil, içinden soruyor.
Çünkü herkes cevabı biliyor ama kimse kabullenmek istemiyor.
Ekonomi denildiğinde televizyonlarda grafikler konuşuluyor.
Yüzdeler, oranlar, büyüme rakamları anlatılıyor.
Ama gerçek ekonomi ekranlarda değil, sokakta yaşanıyor.
Gerçek ekonomi;
Pazarda fiyat sorup sessizce uzaklaşan emeklidir.
Gerçek ekonomi;
Çocuğunun isteğini duymamazlıktan gelen anne-babadır.
Gerçek ekonomi;
Diploması cebinde ama geleceği belirsiz gençtir.
Bugün kimse zengin olmayı hayal etmiyor.
İnsanlar sadece huzurlu bir hayat istiyor.
Ay sonunu düşünmeden yaşamak istiyor.
Borç hesaplamadan uyumak istiyor.
Çünkü ekonomik sıkıntı sadece cüzdanı etkilemez.
İnsanın ruh halini değiştirir.
Sabırsız yapar.
Tahammülü azaltır.
Gülümsemeyi bile pahalı hale getirir.
Eskiden insanlar dertleşirdi, şimdi herkes kendi derdiyle sessizleşti.
Komşuluk azaldı, sohbetler kısaldı, kahkahalar seyrekleşti.
Ve fark etmeden başka bir şey daha oldu:
İnsanlar hayal kurmayı bıraktı.
Oysa bir toplum için en büyük kayıp para değildir.
Hayal kuramayan insanların çoğalmasıdır.
Ama bütün bu tabloya rağmen gözden kaçan bir gerçek var.
Bu ülkenin insanı kolay pes etmez.
Hele ki Kayseri gibi üretmeyi karakter haline getirmiş şehirlerde yaşayan insanlar…
Yoklukla mücadeleyi bilir.
Azla yetinmeyi değil, azdan çoğu üretmeyi bilir.
Atölyelerde ışık hâlâ yanıyor.
Sabah erkenden kepenk açan esnaf hâlâ var.
Çocuğu için ikinci işi yapan anne-babalar hâlâ mücadele ediyor.
Yani aslında biten bir şey yok.
Zorlaşan bir hayat var sadece.
Belki bugün eksik çok.
Belki yük ağır.
Belki insanlar eskisinden daha sessiz.
Ama hâlâ çalışan insanlar var.
Hâlâ direnmeye devam edenler var.
Hâlâ yarın daha iyi olacak diye sabah kalkabilenler var.
Ve bir toplum ayakta kalıyorsa, bunun sebebi ekonomi tabloları değildir.
Onu ayakta tutan şey;
pes etmeyen insanların görünmeyen gücüdür.
Çünkü bazen bir ülkeyi zengin yapan para değil,
zor zamanlarda bile umudu bırakmayan insanların direncidir.
Bugün belki çoğumuzun cebinde eksik var.
Ama hâlâ içimizde bir şey tamamen tükenmedi:
Ayağa kalkma isteği.
Ve unutmayalım…
Bir toplum yeniden ayağa kalkacaksa,
önce vazgeçmemeyi seçen insanların omuzlarında yükselecektir.