2 Nisan 2026, Perşembe
23:47

Bizde öğretmen sadece ders anlatan değil, eli öpülen, "baba" yarısı, "ana" kokusu sayılan o ulu çınardır. Bir çocuk karanlıkta kalmasın diye kendi ömrünü mum gibi eriten Fatma Öğretmen, bugün aydınlatmaya çalıştığı o zifiri karanlığın içinde susturuldu. Üzerindeki beyaz önlüğü bir derviş hırkası gibi taşıyan; cehaletle savaşırken tek silahı tebeşir ve sevgi olan bir insan, sırtından bıçaklandı. Hem de bizzat elinden tuttuğu, "gelecek" dediği, gözünün içine umutla baktığı öğrencisi tarafından…

Söyler misiniz bana? Hangi müfredat anlatabilir bir öğretmenin, ömrünü adadığı sınıfında canından koparılışını? Fatma Öğretmen o sabah evinden çıkarken; zihninde öğrencilerine anlatacağı taze bilgiler, kalbinde ise yeni bir dünyanın hayali vardı. Oysa dünya, ona en hoyrat, en karanlık yüzünü gösterdi. O bıçak darbesi sadece Fatma Öğretmen’e değil; sınıflardaki güven iklimine, öğretmenler odasındaki o huzurlu çay kokusuna, okul bahçesinde yankılanan neşeli çığlıklara saplandı. Bir öğretmen öldüğünde sadece bir insan gitmez; bir kütüphane yanar, binlerce çocuğun hayali yarım kalır, bir milletin göğsünde devasa bir boşluk açılır.

​Bu satırları yazarken kelimeler boğazıma düğümleniyor; bir yanım feryat figan, diğer yanım derin bir mahcubiyet içinde. Biz ne zaman bu hale geldik? "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen bir medeniyetten; kendisine ömrünü vakfeden öğretmenini sırtından bıçaklayan bu cinnet haline nasıl savrulduk? Anne ve babalarımızın, eti senin, kemiği benim, dediği o güven dolu günlerden; öğretmenin kıymetinin bilinmediği bu döneme biz ne ara geldik?

​Şimdi sınıflar sessiz, yazı tahtaları ise sadece kara değil; simsiyah... Bir öğretmeni koruyamayan toplum, kendi evlatlarının yarınını da koruyamaz. Eğer kalem kılıçtan keskinse, o kalemi tutan eli kırmaya kalkanların karşısında çelikten bir iradeyle durmak artık boynumuzun borcudur. Bu sadece adli bir vaka değil, toplumsal bir yangındır. Ve bu yangın; içi boş kınamalarla, geçici öfkelerle sönmez. Fatma Öğretmen’in emaneti olan o meşaleyi korumak için okulları sadece dört duvardan ibaret değil; adaletin, ahlakın ve saygının kalesi olarak yeniden inşa etmek zorundayız.

Bir öğretmeni hayattan koparmak, bir milletin geleceğine kastetmektir. Okullarda can güvenliği kalmadıysa, cehaletle savaşan kalemler şiddetle kırılıyorsa, söz bitmiş demektir. Gereken adımlar derhal atılmalı, failin vicdanları teskin edecek en ağır cezayla yüzleşmelidir! Güle güle Fatma Öğretmen... Sınıfın yetim, tahtan öksüz kaldı. Ama o sırtından aldığın yara, bu milletin vicdanında hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacak.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ